Fabrika Ayarları

Doğa acele etmez yine de her şeyi başarır – Lao Tzu

Yazın en sıcak günlerinde, herkesin tatil fikrini benimseyip şehirden deniz kenarına, doğaya kaçtığı bir zamanda geldik buraya. Şehirden kaçmanın şehre geri dönecek olmakla çok ilgisi var elbette. Kendini doğanın zamanı içine bırakmak, ona dahil olmak ve hatırlamak, anlamak… Tüm tutarsızlığına rağmen, şehirdeki yaşantı içerisindeki hali, dingin ve dinç bir zihinle yeniden düşünmek, dönüşüp geri dönmek.

Şehirden en çok biz kaçabildik. Üstelik bu mükemmel kaçışı şehrin göbeğinde kalarak gerçekleştirdik. İstediğimiz her şey vardı burada. Ağustos böceklerinin hüküm sürdüğü mevsimde, büyük ağaçlar ve yeşilliklerle kaplı serin bir alan. Terkedilmiş koskoca bir yıkıntının, içimizde oluşturduğu buruk bir huzur. O büyük boşluk. Distopik bir şehir masalının geçici kahramanları olmuştuk.

Medeniyet artığı bir alanın sunduğu çetin koşullar gereği biz de adeta ilkel bir kabilenin üyeleri gibi önce etrafı kolaçan edip bir tehlike olmadığını anladıktan sonra burayı işgal ettik...

Dönüşüm en başından beri bu sürecin ayrılmaz bir parçası oldu. Hiç bir zaman da peşimizi bırakmadı.

Arada sırada, zaman algılarımızın farklılaştığı, birbirimizden en kopuk, en uzak olduğumuz anlarda bile sergiyi burada yapıp yapamayacağımızdan emin olamamıştık. Sonra birisi bir şey attı ortaya. Bir diğeri buna başka bir şey ekledi, diğeri destekledi, bir diğeri katıldı. Sonunda kendimizi Sümerbank'ta 10 gün sürecek bir çalışma içinde bulduk.
Kalmaya karar verdikten hemen sonra neler yapabileceğimizi anlamak için bir keşif gezisi yaptık.
Gördüklerimiz daha ilk anda fazlasıyla etkiledi bizi. Burada bulunmanın kendisi bile fazlasıyla etkileyiciydi. Bazı yapıların karşısında öylece kalakaldık, durup uzun uzun baktık. Sümerbank'la tanışıyorduk...

Bazı sanatçılar tıpkı bir arkeolog gibi büyük kalıntılar arasında dolaşırken bazıları bir doğa gözlemcisi gibi ormanı anımsatan yerlerde vakit geçirdi.

Sümerbank her şeyi biliyor ve bildiklerini gizliden bize fısıldıyordu. Onu duymadan düşünebilmek imkansızdı. Onun fabrika olarak yaşadığı zamanları düşündüğümüzde, işleyen koca bir organizma canlanıyordu zihinlerimizde...

Sonunda yavaş yavaş herkes ne yapacağına karar verdi. Devam eden yaratım sürecinde insanın yıkıcılığının doğanın yenilenme gücüne karıştığı “beton-doğa”nın yolunu takip ettik.

Bir araya gelişimizle başlayan 'kendiliğindenliğimiz' hep devam etti. Alanda her buluştuğumuzda organik bir biçimde hareket ettik, çalışmalara elbirliği ile girişitik.

Her akşam hava kararmaya yakın işlerimizi bırakıp, çöplerimizi toplayıp sonraki buluşmaya kadar alanı terk ettik, dağıldık.

Bazen bize dışarıdan katılan, ziyaretimize gelenler oldu. Genelde ilk sordukları şey, burada çalışmak için izin alıp almadığımızdı. İzin almamıştık elbette. Böyle bir Aziz Nesin hikayesinde bulunmayı ne biz ne de izin almaya çalışacağımız merci isteyecekti, baştan biliyorduk.

Tamamlanamamış, belli bir bilinç oluşturamamış bir yapının nasıl sistemli bir şekilde geçersiz kılınarak içinin boşaltıldığının, işlevsizleştirildiğinin kanıtı üzerindeydik. Bu yapı, savaş sonrası küllerinden doğmaya hazır, iş ve çalışma ilişkilerini başka bir ruhla kurmaya çalışan bir topluma ait. Oysa şimdiki haliyle ancak bir savaş alanını andırmakta...

Başımıza gelen hiçbir şey için bizlerden izin alan olmamışken biz de kimseden izin alma ihtiyacı hissetmedik. Sümerbank zaten bizimdi.

Peki neden böyle bir müdahalede bulunduk?
Dert edindiğimiz şeyleri anlatmak için geleceği meçhul yıkık bir fabrikayı seçtik. Fabrika Ayarları’nda sadece işçileri değil tüm insanlığı ilgilendirdiğini düşündüğümüz konuları kendi yöntemimizle işlemek istedik.

“İnsanlık tarihinde gerçek bir dönemeçte bulunduğumuz duygusu, soruların sorusu 'nereye gidiyoruz?'a bağlı, eski, 'nereden geliyoruz?' 'nerdeyiz?' sorularına yeni bir güç verirken, sanatçılar olarak biz bu dünyada neyiz, bütün bu değişimdeki rolümüz nedir?”*
İşte, tam da zamandan kopuk bir şimdide, geçerli düşüncelere yol açabilmek için, biz sanatçılar kendi yapıp ettiklerimizle buradayız.”

...Tabii bunların hiçbiri kendiliğinden olmamıştı...
 

* Althusser, Felsefe ve Bilim Adamlarının Kendiliğinden Felsefesi, 1967
 

Sergi Birimi: Fabrika Ayarları